Çarşamba, 2020-07-15, 2:20 AM
Hoş geldiniz Ziyaretçi | Üye Olun | Giriş

Gökyüzü Edebiyatı

Ana Sayfa
Giriş
İsminiz:
Şifreniz:
Arama Motoru
Anketimiz
Sitemizi Oylayınız
1. Çok güzel
2. Çok zayıf
3. Güzel
4. Orta
5. Zayıf
Toplam Cevap: 11
Mini Sohbet
İstatistiklerimiz
Giriş
İsminiz:
Şifreniz:

Kurban - Forum

[ Yeni Mesajlar · Üye Listemiz · Forum Kuralları · Arayın · RSS ]
  • Page 1 of 1
  • 1
Forum moderator: Gökyüzü, DERO, MericIrmak, mavideniz  
Forum » Felsefe Dünyası » İslamiyet ve Ateizm » Kurban (Bu makale hakkındaki düşüncelerinizi lütfen yazınız.)
Kurban
OnurcaTarih: Pazartesi, 2009-04-27, 7:57 PM | Mesaj # 1
Yazar
Grup: Üye
Mesajlar: 221
Ödülleri: 1
Sitedeki Durumu: Burada değil
Lütfen üretim ilişkilerine ve biçimlerine dikkat edin:

Adem ile Havva, cinsel ilişkiye girerler ve önce Kayin (Kâbil) doğar, sonra Hâbil... Kayin çiftçi olur, Hâbil ise çoban... Her nasılsa bir gün Tanrı’ya kurban sunmak isterler ve sunarlar.

Tekvin (Yaratılış) 3: Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB'be sunu getirdi.

Tekvin (Yaratılış) 4: Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habil'i ve sunusunu kabul etti.

Hâbil’in kurbanını kabul eden Tanrı, Kâbil’inkini kabul etmez. Habil, “ilk doğan hayvanlardan” kurban sunuyor, Kâbil ise “ilk ürünlerden” sunmadığı için reddediliyor. Suratını asıyor Kâbil, reddedildiğine üzülüyor. Her şeyi bilen ve gören Tanrı soruyor:

Tekvin (Yaratılış) 6: RAB Kayin'e, "Niçin öfkelendin?" diye sordu, "Niçin surat astın?

Ve sonra da Kâbil’e kızıyor:

Tekvin (Yaratılış) 7: Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın."
Bkz: http://incil.info/kitap/Yaratilis/4

RAB’bın reddediş nedenlerinden biri olarak, kurbanın kansız oluşu görünmektedir. Bu durum Tevrat’ın “Çıkış”, “Sayılar” ve “Tesniye” bölümlerinde açık açık anlatılır. RAB, kanı seviyor, kandan çok hoşnut oluyor!

Kurban, ülkemizde de oldukça köklü geleneklerdendir. Canımız sıkıldıkça kurban kesen ama çoğunlukla da kurban olan bir toplumuz. Bu alışkanlığın her ne kadar öncesi varsa da, İslamiyet ile “tek noktada” yoğunlaştığı bilinmektedir ve bu kurban alışkanlığını daha birçok konuda olduğu gibi Hıristiyanlıktan aldığı için, İslamiyet’in “Allah”ının da kandan hoşlanması kaçınılmazdır.

İlgili bölüm Kur’an’da, “Saffat Suresi”nde şöyle geçiyor:

99. İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."

100. "Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

101. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

102. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

103, 104. Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

105. "Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız."

106. "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

107. Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

108. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

109. İbrahim'e selam olsun.
Bkz: http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=37

İnsanlığın henüz “Barbarlık” aşamasında olduğu bu dönemde, erkeklerin analık görevini yerine getirme yeteneğinden yoksun oluşu sonucu kendilerini dışarıya, yani avlanmaya vermeleri kaçınılmazdı. Kadınların ise çocukların bakımı, sebze-meyve türü şeylerle ve ocak ile ilgilenmesi de kaçınılmazdı. Böylece tarihteki ilk işbölümü, doğal olarak gelişen yaşa ve cinsiyete dayalı işbölümü gerçekleşmiş oldu.

Bu dönem, gentilice örgütlenmenin de dönemidir.

Gittikçe gelişen insan, öncellerinden köklü bir şekilde ayrılmaya başlamıştı: Doğanın sunumundan başka bir şeye sahip olamayan hayvanların tersine, bilincinin doğrultusundaki emek ile doğaya bağlılıktan kurtulmaya başlamıştı. Her geçen an doğayı biraz daha anlayan ve ona uygun çalışmalara giren insan, bir zaman sonra tarımdaki ve hayvancılıktaki yetkinleşmeyi ve ardından da ilk toplumsal işbölümünü gerçekleştirir. Az önce okuduğunuz Kâbil ile Hâbil, bu dönemin insanlarıdırlar.

  • İnsanların varlığını belirleyen şeyin bilinç olmayıp, tam tersine bilinçlerini belirleyen şeyin toplumsal koşullar olduğu tespitini yapan Marx’ın bu sözü bir kez daha doğrulanmaktadır burada. Hâbil, belli ki, hayvancılıkla; Kâbil ise tarımla uğraşmaktadır ve bunun için her ikisi ancak koşullarına uygun “kurban” sunmaktadırlar.

    Gerek Tekvin’deki ve gerekse Kur’an’daki “kurban” durumu ile ilgili hiç de azımsanmayacak kadar sorular sorabiliriz, çünkü hiç de azımsanmayacak kadar hem “tanrısal” ve hem de “insansal” mantık dışı davranışlar var.

    Bir tanrının yarattığı(!) koca evrenin bir mikro parçası olan herhangi bir canlının kanı, zaten tüm kâinatın sahibi(!) olan tanrıya ne verebilir? Her şeyin sahibi olduğu iddia edilen Tanrı’nın bu davranışının nasıl bir açıklaması olabilir?

    Puta tapan kavmiyle tartışmaya giren İbrahim, putların gereksizliğinden söz eder. Sonra gidip putları kırmaya başlar. Bu tartışmanın ortasında her nedense İbrahim, “Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir.” der ve Rabbinin emrettiği yere gider. Şimdi yukarıdaki Kur’an ayetlerini sırasıyla sorgulayalım:

    Ayet 100: Puta tapma tartışması içindeyken bir evlât sahibi olmak da neyin nesidir, bunu olduğunu anlamak bir hayli güç, ama İbrahim istiyor.

    Ayet 101: Tanrı, İbrahim’in bu isteğini hemen kabul ediyor ve bir erkek evlâdı olacağını müjdeliyor.

    Ayet 102: Çocuk, babasıyla birlikte koşup oynayarak büyüyor. Belli bir yaşa gelince İbrahim oğluna, kendisini boğazlayacağını (keseceğini), çünkü rüyasında Tanrıdan böyle bir buyruk aldığını söyler ve ekler: “Düşün bakalım, ne dersin?”

    Sadece aklın ve mantığın değil, ama ayrıca vicdanın da asla kabullenemeyeceği bu davranışı nasıl değerlendirmek gerekir? Bir “baba” düşünün. Rüyasında “Allah” ile konuşuyor(!) ve eğer dileğini kabul ederse, O da dileğini kabul ettiği için oğlunu kendisine kurban edeceğini söylüyor ve tanrı da bunu kabul ediyor! Bunun bir rüya olduğunu bile bile nasıl “kanıt” olarak kabul edebiliyor? Bu nasıl bir tanrıdır ki, bir babayı evlât katili olmaya yönlendiriyor? Çocuk da bu “tanrı buyruğu”nu kabul ediyor ve “kes beni” diyor. Zaten başka şansı yok; çünkü 101ci ayette belirtilen gibi “uysal” yaratılmıştır!

    Sen kalk, yarattığın(!) bir kulun rüyasına gir ve, “Sana bir erkek evlât vereceğim ama sen de bana onu kurban edeceksin” diye emret! Günümüzde de (medyadan yüzlerce kere okumuş veya doğrudan tanık da olmuş olabilirsiniz) bu tür rüyalar gören ve akıl almaz cinayet işleyen cahil ve ruh hastası insanlar var. Soruyorum, bunlarla İbrahim arasında fark var mı?

    Ayet 103-104: İbrahim, oğlunu kesmek için yüz üstü yatırıyor, tam kesecekken Tanrı konuşmaya başlıyor.

    Ayet 105: Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdiğini ve iyilik yaptığını söylüyor tanrı. Sonra da ekliyor: “Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”

    Bir tanrının bir kulundan “iyilik” beklemesi nasıl açıklanabilir? Evlâdı kesmek iyilik mi oluyor?

    İbrahim oğlunu alıyor, keseceği yere getiriyor, yüz üstü yatırıyor ama tanrı hâlâ bekliyor. Belli ki İbrahim’in kesip kesmeyeceğini görmek istiyor! Maazallah, ya kesmezse! İşini garantiye alıyor ve tam kesecekken de konuşuyor. Oğlunu keseceğini “anlıyor” tanrı! İyi de “kendisi tarafından” gönderilen ayetlere bakarsak İslam’ın tanrısı her şeyi biliyor; hem geçmişi biliyor, hem geleceği... Her şeyi biliyor ama (şimdilik) İbrahim’in oğlunu kesip kesmeyeceğini bilmiyor, onun için bekliyor zaten.

    Diyelim ki, tanrı gerçekten de İbrahim’in rüyasına girdi ve ayetlerde olduğu gibi oğlunun kurban edilmesini emretti.

    Kabul!

    İyi ama verdiği emri geri çekmek tanrıya uygun düşer mi? “Bizim sözümüz değişmez” diyen kendisi değil mi? Görüş ya da emir değiştirmek tanrıya uygun olur mu?

    İslam’ın tanrısı her şeyi bilmiyor!

    Ayet 106: Zaten burada da bilmediğini kendi ağzıyla itiraf ediyor İslam’ın tanrısı. “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” diyor...

    Tanrı... İmtihan!

    İlginç değil mi?

    Ve tanrı, İbrahim’in oğlunun hayatını bir başka kurban ile değiştirir! Kanı çok seviyor bu tanrı...

    Kur’an’dan okuyalım:

    Hac Suresi, Ayet 34: Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

    Özel mülkiyetin gelişip gürbüzleşmiş hali olan Köleci Toplum ve onun genetik kodlaması olan özel mülkiyet, insanlığın, günümüzde de olanca gücüyle devam ettiği bir yüzkarasıdır. Bu toplum düzeni içinde kölelerin alınıp satıldığı, zevk için işkence edildiği veya işkencelerle öldürüldüğü, hiçbir değerlerinin olmadığı herkesin bilgileri dâhilindedir. Milyonlarca köle değişik biçimlerde tanrıları hoşnut kılma adına kurban edilmiştir. “Üç büyük din” olarak; Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, bu toplumun bağrında ortaya çıktığı için her üçünde de kölelik serbesttir. Köleliğe karşı söylenen birkaç “iyi” söze aldırmayın, İslam peygamberinin de düzinelerce kölesi ve cariyeleri vardı.

    Eğer kan akmamışsa “caiz” değildir o kurban, “caiz” olması için kan şart!

    “Sözlükte yaklaşmak, Allah'a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurbân, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Kurban Bayramında kesilen kurbana udhiye, hacda kesilen kurbana ise hedy denir.!
    Bkz: http://www.enfal.de/diyanetfetvalar/fetvalar3.htm#55

    Neredeyse tüm dinler kurban istemiş ve almıştır da.

    Sokaklarda rasgele ve vahşice katledilen hayvanların çırpınışları çocuklarımıza da izlettiriliyor ve daha başka şeylerin yanı sıra, ayrıca kanla büyütülüyor. Kanla beslenen, kan ister tabi ki.

    Eğer bir tanrı, hem de her şeyin yaratıcısı ve sahibi olarak(!), hoşnut olmak için kan istiyorsa biraz düşünmek gerekmiyor mu?

    **********

  • Bildiğim kadarıyla, şu ana kadar “Kâbil ile Hâbil” diye iki insanın yaşamış olduklarına dair hiçbir belge bulunmamaktadır. “Adem ile Havva” da dahil olmak üzere bunlar hakkındaki tüm aktarımlar, söylencelerden ibarettir. Düşünceme göre bu isimlerin yaşadığı (varsayılan) dönem, anaerkil rejimin ilk evrelerindeki “Grup Evliliği” dönemidir ve aynı “Adem ile Havva” gibi bu iki ismin de birer “grup” ismi olduğudur. Ancak bu makalem boyunca bu isimleri grup ismi olarak değil, dinlerin söylediği gibi “tek tek insan” ismi varsaydım.

    Paylaşımların güneş gibi gökyüzünde parladığı yarınlara söz verenler, merhaba!
  •  
    Forum » Felsefe Dünyası » İslamiyet ve Ateizm » Kurban (Bu makale hakkındaki düşüncelerinizi lütfen yazınız.)
    • Page 1 of 1
    • 1
    Search:

    Renk Açılımları: -Yönetici- -Moderatör- -Özel Görevli- -Deneme Moderatör- -Üye- -Engellendi-
    Forum İstatistikleri
    Son Mesajlar
    En Çok Yorumlananlar
    En Aktif Üyeler
  • Adwoox Web Tasarım ve Seo Hizmetleri (0)
  • Renkli Doppler, Kist Hidatik, Girişimsel Radyoloji (0)
  • Cadde Patent üzerinden İsim Hakkı Almak Çok Kolay! (0)
  • Boşanma Davası Açma Ücreti, Çekişmeli Boşanma ve fazlası (0)
  • Mesul müdür (0)
  • Kraft Engelli Pusetleri (0)
  • Kutlu Reklam Tabela ve Tabela Modelleri (0)
  • İç Mimar Nasıl Olunur? (0)
  • Güzel Sözler Nereden Bulunur? (0)
  • 360 Derece Performans Değerlendirme RunHR360 (0)
  • Edebiyat Bilimi (1 Cilt, 1 Bölüm) (9)
  • Nurcan Hanım nerede? (9)
  • bir portre yapılışı.. karelere bölerek çalıştım..aşama aşama (8)
  • BAB-I ESRAR / AHMET ÜMİT (8)
  • Akrilik çalışmalarımdan bir kaçı (6)
  • Ana Fikri (6)
  • Bugün çalıştığım Karakalem portre çalışmam..sıcağı sıcağına. (5)
  • Sınav Sonuçlarım (5)
  • Arkadaşlar (4)
  • Son ayların favorileri (4)
  • sercank
  • crocodill
  • degaussbilisim
  • DERO
  • Onurca
  • Komünar
  • MericIrmak
  • GülünDikeni
  • Gökyüzü
  • dilokullari
  • Ziyaret Bildirimi
    Bugün Gökyüzünde Olanlar