Salı, 2020-07-07, 9:09 AM
Hoş geldiniz Ziyaretçi | Üye Olun | Giriş

Gökyüzü Edebiyatı

Ana Sayfa
Giriş
İsminiz:
Şifreniz:
Arama Motoru
Anketimiz
Sitemizi Oylayınız
1. Çok güzel
2. Çok zayıf
3. Güzel
4. Orta
5. Zayıf
Toplam Cevap: 11
Mini Sohbet
İstatistiklerimiz
Giriş
İsminiz:
Şifreniz:

DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU - Forum

[ Yeni Mesajlar · Üye Listemiz · Forum Kuralları · Arayın · RSS ]
  • Page 1 of 1
  • 1
Forum moderator: Gökyüzü, DERO, MericIrmak, mavideniz  
Forum » Kitap Dünyası » Kitap Tanıtımı, Eleştirisi ve Önerisi » DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU (SON YORUMUM)
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU
GülünDikeniTarih: Cumartesi, 2009-07-11, 7:04 PM | Mesaj # 1
Analizci
Grup: Üye
Mesajlar: 111
Ödülleri: 3
Sitedeki Durumu: Burada değil

SON YORUMUM

1. KİTABIN KÜNYESİ:

KİTABIN ADI : DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU

KİTABIN YAZARI : Peyami SAFA

YAYIN EVİ ADRESİ : Ötüken Neşriyat, İstiklal Cad. Ankara Han. 99/3 80060 Beyoğlu-İSTANBUL

TÜRÜ : ROMAN

BASIM YILI : İlk basım 1937

SAYFA ADEDİ : 109

TERCÜME İSE TERCÜMANI :

2. KİTABIN KONUSU:

Romanın konusu diğer romanlarında olduğu gibi insandır. İnsanın iç macerasını daima birinci planda tutan yazar, romanlarında insan ruhunun sahalarına nüfuz etmek için çaba sarf etmektedir. Roman, yetim, hasta ve bir âşık çocuk ruhunun şüphe ve tereddütler arasında kalan şiiridir.

Hep samt ü raşe saklı bu vadi-i muzlimin.
Her hatvesinde şüpheli bir hufre, bir kemin.
Hep samt ü raşe…
Kaynaşıyor canlı gölgeler
Bir mahşer-i cünun gibi pürcuş u bihaber...

Samt: sessiz,
Raşe: titreyiş,
Muzlim: karanlık
Hatve: adım,
Hufre: oyuk-çukur,
Kemin: tuzak
Cünun: delilik,
Pür cuş: çoşkunlukla

Yedi yıldır geçmeyen hastalığı ile ilk aşkının heyecanını yaşayan on beş yaşındaki yazarın ruhu ve bedeni, bir alevin sessiz titreyişlerinde, şüphe ve tereddüdün elinde esir ve yalnız.

3. KİTABIN ÖZETİ:

Öğlene kadar muayeneye gelen çocuklar ve aile bireyleri muayene odasının önünü doldurmuşlardır. Önlerinde kapalı bir dehliz vardır. Kapalı kapılardaki camlar ses ve görüntüyü geçirmeyen cinstendir. Bekleyenler hiç konuşmadan kımıldamadan durmaktadırlar. Kimi anneler çocuklarını kucaklarına alıp duvar diplerine çökmüşlerdir. Dehlizin sonunda açılıp kapanan bir kapının gıcırtısından başkaca bir şey duyulmaz.
Herkesin yüzünde endişe vardır. Ama onlar sabretmeyi öğrenmişlerdir. Umutla muayene odasının kapısına bakarlar.
Roman kahramanı hastalar arasındadır. O da sekiz yaşından beri dizinden rahatsızdır. Muayeneye yıllardır gidip geldiği için o ortamı artık kanıksamıştır. Üstelik muayeneye yıllarca yanında bir büyüğü olmadan yalnız gelmiştir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna ağaçların bile sağlıklı oluşuna imrenerek girer. Korku ve endişe tüm çocuk benliğini kaplamıştır.
Doktor hastaya baktık dan sonra endişeli görünmektedir. İltihap şiddetlidir. Doktor ona öneriler sunar, ihmal etmemesi gerektiğini söyler.
Hasta genç muayeneden sonra bahçeye çıkar, çam ağaçlarının yeşili ve doğanın sıhhat dolu kokusu tüm benliğine dolar. Eve gitmek üzere tramvaya biner.
Hasta genç kendisine acımaktadır. Eve geldiğinde annesini bulamaz. Çevresine sessizce bakınır. Sofa, onun için yaşlı bir insan yüzünü andırmaktadır. Evdeki eşyalar canlı birer varlık gibidir. Sofanın bir köşesinde üst üste konmuş iki yastık, ilaç şişesi, ıslak ve buruşuk bir minder bulur. Tüm bu emarelerden annesinin kendisi için üzülüp ağlamış olduğunu anlar. Kendisinin de ağlamaya o kadar çok ihtiyacı vardır ki…

Az sonra annesi alışverişten eve döner. Hasta genç annesini teselli etmek maksadıyla hastalığının ciddiyetini söylemez. “İyice bakmadılar” der ve yarın kendi doktoruna fakülteye gideceğini söyler.
Her ikisinde derin sır, keder vardır. Evin içini ve dışını derin bir sessizlik kaplamıştır. Hasta genç akşam Erenköy’e paşa akrabasına gideceğini söyler, annesi de buna sevinir.
Erenköy’deki Paşa, onların yakın akrabalarıdır. Hasta genç, paşaya ve kızı Nüzhet’e giderken kitap götürür. Bu kez aldığı roman bir cinayet romanıdır. Herkes uyumaya gittiğinde hasta genç paşaya roman okumaya başlar. Ancak betimleme bölümleri uzun olduğundan paşa uyuya kalır. O sırada Nüzhet gelir ve dışarı çıkarak havuz başında otururlar. Nüzhet ile hasta genç arasında söyleşi başlar. Nüzhet’i Doktor Ragıp istemektedir. Evlenirse Nüzhet’i Berlin’e götürecektir.
Hasta genç’e göre Nükhet’in birçok heyecanı otomatiktir. Kahkahaları da bunlardan biridir. Onun bir kahkahası üzerine hasta genç, yarın fakülteye muayeneye gideceğim diyerek konuşmanın akışını değiştirir. Bu arada evin işlerine bakan Nurefşan gelerek evin hanımının Nüzhet’in yatması gerektiğini belirten dileğini belirtir. Nüzhet’ “şu an beni de uyutacak romanlar bulsana” diyerek odasına çekilir. Hasta genç bu nükteyi bile acıma duygusu algılamıştır. Oysa o Nüzhet’e âşıktır.
Hasta genci o gece uyku tutmaz. Nüzhet’in Doktor Ragıp la evlenme olasılığını düşündükçe bahtsızlığını iyice anlar.
Sabahleyin paşa hasta genci yanına çağırır. Haydarpaşa’ya gideceği için ona bir altın verir. Ve kitap getirmesini ister. O gün aynı zamanda muayene günüdür. Hasta genç doktoru Mithat Bey’i bulur, operatörü beklemek gerektiğinden hastanenin kimi bölümlerini dolaşır. Morgdaki ölüleri görür, kendini mezarlıkta gibi hisseder.
O arada operatör gelir, hastaya mutlaka koltuk değneği kullanması gerektiğini söyler ve gider. Doktor Mithat onu yemeğe götürür ama hasta genç morda gördüğü manzaralar aklına gelir bir lokma bile yiyemez.
Hasta genç köşke döner. Doktor Ragıp o akşam köşke gelmiştir. Konu döner dolaşır ve hasta gencin dizindeki soruna gelir. Hasta genç tüm doktorlara gösterdim, diyerek konuyu kapatır. Sesi şiddetli çıkmıştır.
Hasta genç ertesi gün yine fakülteye muayeneye gider. Teşhis konmuştur. Hasta gencin diz kapağında kemik iltihabı vardır. Dinlenmesi, iyi beslenmesi gerekmektedir.
Köşke geldiğinde paşa ona Doktor Ragıp’ı nasıl bulduğunu sorar; hasta genç onun kurnaz, çıkarcı, Nüzhet’i mutlu edemeyecek birisi olduğunu belirtir. Nüzhet piyanonun başındadır. Paşanın eşi, onun bu yanıtlarını sinirli bir davranışla karşılık verir. Aslında paşa da bu evliliğe karşıdır.
Hasta genç, pansumana gitmek için evden çıkmaya hazırlanırken yemek odasında Nüzhet ile annesinin konuşmalarına tanık olur. Annesi mikrobik bir hastalığı olduğu için Nüzhet’in hasta genç den uzak durmasını istemektedir.
Hasta genç, pansuman yaptırdıktan sonra köşke gelir ve evine dönmek istediğini söyler. Paşanın ısrarı üzerine bu gidiş ertelenir. Ertesi gün hasta gencin annesi çıkagelir. O akşam doktor Ragıp ve annesi de yemeğe gelmişlerdir. Sofradaki konuşmalar hasta genci hiç ilgilendirmemektedir. Erkenden uyumaya çekilir. Annesi geldiği için geriye dönüş ertelenmiştir. Köşkte bir süre daha kalacaklardır.
Hasta genç Nüzhet’e “Serbest olsaydın nereye gitmek isterdin?” diye sorar. Aldığı yanıt, “Berlin” olur. Ortamı derin bir sessizlik kaplar. Hasta genç Nüzhet’in kendisinden uzaklaştığını düşünür.
Hasta genç ve annesi evlerine dönerler. Yarada derin ağrılar vardır, zayıflama onu iyice yıpratmıştır. Hemen fakülteye gider, Doktor Mithat’ı bulur. Onu bir sedyeye koyarak içeri alırlar. Operatör yarayı görünce durumun ciddiyetini anlar, röntgen çekilmesini ister. Durumu hiçte iyi değildir. O ise sürekli Nüzhet’i düşünmektedir.
Son karar günü gelmiştir. Onu ameliyathaneye alırlar. Ya bacak ya hayat tümüyle feda edilecektir. Evine dönünce annesini gözyaşları içinde bulur; akraba, eş ve dostlar telaş içindedirler.
Hasta genç muayene için bir kez daha gider. Doktor ona heyecanlanmasını, sakin olmasını önerir. Yapılacak tek şeyi söyler: “Burada olanca kalacak ve üç-beş ameliyata dayanacaksın; bu gençlik ve bu bacak ancak böyle kurtulur” der.
Dokuzuncu Hariciye odasındaki yeri ayrılmıştır. Oraya yerleşir. Oldukça yalnızdır; garip duygular içinde hayaletler, şekilsiz gölgeler, bilinmeyen varlıklar içinde olduğunu sanır. Getirilen yemeği yiyemez. Yıllarca çektiği acılar yüzünden bitkin bir durumdadır. Hastanenin duvarları üstüne üstüne gelmektedir. Sessiz hareketsiz, soğuk, bomboş anılarını hiç kımıldamayan bu duvarlar doldurmaktadır.
Ameliyatlar başarılı geçer. Ne var ki bacağı kesilmemiş olmasına rağmen kullanamayacaktır. Nüzhet’den bir geçmiş olsun kartı gelir. Bu arada Paşa felç geçirmiştir. Son bir defa daha görmek için onun köşke gelmesini istemektedir.

4. KİTAPTAN BAZI BÖLÜMLER:

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait bir şeyler çekiliyor.
Geceyi bu odada geçireceğime inanmıyorum.
Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan varlıklarla dolu.
Ruhumda büyük bir hazırlığın kımıldanışları başlıyor.
Yüksek, çıplak, dümdüz, dimdik duvarlar.
Deniz gibi beni çevreliyorlar. Allah gibi kuvvetini göstermeden kuvvetli duruyorlar.
Kanım soğuyor.
Galip duvarlar uzaklaşıyorlar.

5. YAZARIN SORUNSALI, VURGULADIĞI VE ELE ALDIĞI KONULAR:

Yazar şüphe ve tereddüt içerisinde yaşanılan ıstırabın, paylaşılmadığı zaman taşınmasının ne kadar ağır olduğunu ifade ediyor. Yazar insan psikolojisinin, insan fizyolojisi üzerinde ne kadar etkili olabileceğini de gerçekçi ele almış, ispatlamış.
Ümidin biteviyesiz koşusu, hep şüphenin elinde esir olunca, insanın çektiği ıstırap onu vaktinden önce olgunlaştırıyor. Hastalığın, ölümün ve mutsuzluğun insan ruhunda kabul edilmek istenmeyişi ne kadar aciz. Tevekkül ise ne kadar zor.
İç dünyamızın yalnızlığı kalabalıklar içerisinde bile ne kadar lâl. Sahte bile olsa inanmak şehveti acılara sürülen merhem gibi.

6. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Hasta bir çocuğun ümitlerinin, acılarının bütün derinliğini bulduğumuz bu romanda yazarın kendisi vardır. Paşa: Hasta gencin amcası. Nüzhet: Paşanın kızı. Nurefşân: Paşanın çalışanı. Mithat Bey: Doktor.

8. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

Peyami SAFA (1899-15 Haziran 1961): İstanbul’da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa’nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul’da öldü. Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede ilk hikâyelerini imzasız yayınladı.(1919) Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi başyazarı idi.

Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefî Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Numuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).

9. YAYINEVİ DEĞERLENDİRMESİ:

Romanda Osmanlıca ve Arapça kelimelerin kullanılmış olması romanın anlaşılmasını bazen zorlaştırsa da güzelliğini bozamamış.

10. KİTABIN EDEBİ YÖNDEN DEĞERLENDİRMESİ:

Hiçbir resim,
hiçbir şiir bitmiş değildir.
Onu bu kadar çok sevişim,
Kendimden bir parça bulduğum içindir…

Yazar, sağlığın ve aşkın ele geçmez huzurunu vurgulamaya çalışırken; yaşadığı hastalığı ile muğlâk aşkın içerisindeki şüphe ve tereddütlerin pençesindeki insan ruhunu gerçekçi bir dil ile ele alıyor.
Bu romanda ruhun titreyişi, heyecanın kalp atışlarına dönüşmesi kadar gerçekçi.
Sıhhatli insanların hastalığı ve ölümü bu kadar uzakta görüşü ve kabullenmeyişi, Ünlü psikoterapist İrvin YALOM’UN dört nihai kaygısı içerisindeki yerini alıyor. Ölüme ve hastalığa karşı kullandığımız “unutmak” ve “o yokmuş gibi yaşamak” onunla ilgili duyguları olabildiğince bilinçten uzakta tutmaya çalışmak, onunla olan randevuyu belirsiz, sanki hiç gelmeyecek bir tarihe ertelemek gerçeği değiştirmiyor, bilakis derinleştiriyor.

Değerlendiren G/D

Eklentiler: 2128135.jpg(16.0 Kb)


Sözün bittiği yerde
konuşmak kadar anlamsız kelimeler,
lal olmuşken yüreğimde
sustum kendime.


Gönderen GülünDikeni - Cumartesi, 2009-07-11, 7:11 PM
 
Forum » Kitap Dünyası » Kitap Tanıtımı, Eleştirisi ve Önerisi » DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU (SON YORUMUM)
  • Page 1 of 1
  • 1
Search:

Renk Açılımları: -Yönetici- -Moderatör- -Özel Görevli- -Deneme Moderatör- -Üye- -Engellendi-
Forum İstatistikleri
Son Mesajlar
En Çok Yorumlananlar
En Aktif Üyeler
  • Güzel Sözler Nereden Bulunur? (0)
  • 360 Derece Performans Değerlendirme RunHR360 (0)
  • İstanbul temizlik firmaları - istanbultemizlik.info (0)
  • Kurumsal Web Sitesi Nedir (0)
  • Yurtdışı Üniversite Ücretleri (0)
  • Otomotiv.Net ile İkinci El Otomobil Al Sat (0)
  • Burun Estetiğini Kimler Yaptırmalı? (0)
  • 2. El Eşya Alanlar Balgat (0)
  • Güncel haberler Lifehaber.de platformunda sizi bekliyor (0)
  • Evden eve nakliye hizmetleri - Mopasnakliyat.com (0)
  • Edebiyat Bilimi (1 Cilt, 1 Bölüm) (9)
  • Nurcan Hanım nerede? (9)
  • bir portre yapılışı.. karelere bölerek çalıştım..aşama aşama (8)
  • BAB-I ESRAR / AHMET ÜMİT (8)
  • Akrilik çalışmalarımdan bir kaçı (6)
  • Ana Fikri (6)
  • Bugün çalıştığım Karakalem portre çalışmam..sıcağı sıcağına. (5)
  • Sınav Sonuçlarım (5)
  • Arkadaşlar (4)
  • Son ayların favorileri (4)
  • sercank
  • crocodill
  • degaussbilisim
  • DERO
  • Onurca
  • Komünar
  • MericIrmak
  • GülünDikeni
  • Gökyüzü
  • dilokullari
  • Ziyaret Bildirimi
    Bugün Gökyüzünde Olanlar